haber, güncel haber blogu

haber, güncel haber blogu

haberler, haber, güncel haber blogu

Gül’den Batı’ya dokundurmalar

3/11/2009


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Slovakya ziyaretine giderken, uçakta, Batı basınında gündeme getirilen “Türkiye yön mü değiştiriyor” sorusunu yanıtladı, bunun 3 nedenden kaynaklandığını söyledi: 1) Samimi olanlar, 2) Kıskançlıktan soranlar, 3) Bilgisizlikten kolayca yazanlar. Ve ekledi:
“Türkiye’nin parlayan bir yıldız olduğunu görüyorlar. Etki alanları Türkiye’nin lehine kayıyor. Bundan kıskançlık duyuyorlar açıkçası. Bizim için önemli olan AB’nin standartlarını yakalamak. Bu standartları yakaladığımızda belki biz Norveç gibi oluruz...”

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, önceki akşam Slovakya’ya giderken bir grup gazeteciye uçakta yaptığı açıklamalarda, son günlerde Batı basınında sıkça gündeme getirilen “Türkiye nereye gidiyor, batıdan doğuya mı kayıyor” şeklindeki sorulara yanıt verdi. Gül, bu soruların 1) Biraz samimi ve uyarı amaçlı, 2) Biraz kıskançlık ve 3) biraz da bilgisizlik olmak üzere üç nedenden kaynaklandığını söyledi. Gül, “Bunların hepsini okuyorum, her üçü de var bu yazılarda” dedi. Gül, açıklamaları sırasında Fransa ve Almanya’ya ağır eleştiriler yönelterek, “Avrupa gücünün farkında değil, böyle giderse on yıl sonra dünyada global bir oyuncu olamaz” dedi.

Avrupa Birliği’ne girmeyi Norveç halkı istememişti

Gül, ayrıca AB’ye hassas bir mesaj göndererek, Norveç örneğini hatırlattı ve -belki de- Türkiye’nin bu yolu izleyeceğini söyledi. Norveç, bilindiği gibi, AB ile tam üyelik müzakerelerini başarıyla sonuçlandırmış, ancak 1972 yılında yapılan referandumda halkın yüzde 53.5’luk bölümü karşı çıkınca bu ülke AB’ye tam üye olmaktan vazgeçmek zorunda kalmıştı. 1994’te yapılan ikinci referandum denemesi de halkın bu kez yüzde 52.2’sinin karşı çıkması sonucu yine başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ancak Norveç, tam üye olmasa da AB’nin pek çok programına katılıyor, örneğin Schengen vize sistemini uyguluyor.
Gül’ün geniş bir dış politika gündemine yayılan açıklamaları özetle şöyle:

Türkiye parlayan yıldız bunu görenler kıskanıyor

SAMİMİ OLANLAR VAR:

Bu soruyu soranlar arasında birinci grupta samimi olanlar var. Onlar şu açıdan yazıyorlar, AB nin vizyonsuzluğuna dikkat çekiyorlar; stratejik bakışı olmayan bir davranış içerisinde AB, çünkü Türkiye gibi bir ülkenin değerini bilmiyor diye... Samimi bakanlar böyle bakıyorlar. Onlar aslında Avrupa’yı uyarmak istiyorlar. Bu yazılarla Avrupa’yı uyarıyorlar. Samimi yazanların sesi daha çok çıkmaya başladı.

KISKANÇLIK DUYAN VAR:

Bir diğeri kıskançlık duyanlar. Alışık olmadıkları bir şekilde Türkiye’nin serbest, bağımsız ama gayet dikkatli ve etkili bir dış politika takip ettiğini ve bunun herkes tarafından nasıl saygınlıkla karşılandığını da görüyorlar. Bazı telkinlerini dinlemeyen Türkiye’nin haklı çıktığını görüyorlar. Türkiye engagement (dışlamayıp yapıcı bire şekilde müdahil olma) politikaları izledi. Bunu hep tehlikeli gördüler, ‘aman bunu yapma, böyle yapma, biz ne yapıyorsak aynısını yap’ diyenlere karşı Türkiye, ‘hayır benim konumum farklı’ dedi ve bu politikaları izledi. Bunun doğru neticeler verdiğini gördüler ve şimdi onlar da bunu tavsiye ediyorlar. Yani kıskançlık biraz burada. Ve Türkiye’nin parlayan bir yıldız olduğunu, örnek alındığını görüyorlar. Eskiden hep kendileri örnek alınırdı. Etki alanlarının Türkiye’nin lehine kaydığını görüyorlar. Bundan kıskançlık duyuyorlar açıkçası.

Noksanlıklarımız var, ama trend daima yukarı

KOLAYCA YAZAN BİLGİSİZLER VAR:

Bir de bilgisiz olanlar var. Bilgisiz olanlar, tabii doğru dürüst takip etmiyor ne olduğunu, Türkiye’nin gerçekten ne yaptığını. Şimdi önemli olan, ‘Türkiye doğuya mı batıya mı gidiyor’ demek değil, önemli olan hangi değerler Türkiye’de daha çok geçerli olmaya başlıyor. Türkiye’de demokrasi, insan hakları standartlarında, serbest piyasa ekonomisinde yükselen bir trend mi var, yoksa geriye giden bir trend mi? Tabii ki ileriye gidiş var. Noksanlıklarımız var, ama trend daima yukarı gidiyor, standartlar yukarı çekiliyor. Bu değerler eğer bir ülkede geçerliyse, giderek kökleşiyorsa, o ülke ister doğu, ister batıda olsun, coğrafi olarak bir anlamı yok. AB’nin coğrafi sınır şeyine karşı çıkışımız da zaten buradan. Zaten Japonya da Akdeniz’de olsaydı onlar da birliğin üyesi olurdu. Bu açıdan bunlar biraz takip etmiyorlar, kolaycı yazılar yazıyorlar.

TÜRKİYE HER TARAFA GİDİYOR:

“Türkiye ne tarafa gidiyor acaba?” sorusu üzerine: Türkiye doğru istikamette gidiyor, her tarafa gidiyor. (Gülüşmeler) Bakın bu sene benim iki tane en önemli devlet ziyaretim, biri Rusya’ya, biri Çin’e oldu. Rusya’ya yaptığım devlet ziyareti Cumhuriyet tarihinde bir ilktir.

ABD ARTIK BİZİ DİNLİYOR:

ABD ile gerçekten şu anda bütün konularda, bölge ve global meselelerde çok samimi, hiçbir dönemde olmadığı kadar bir dayanışma ve sağlam bir işbirliği içindeyiz. Niye, bu karşılıklı oluyor da onun için... Öyle konular var ki, açıkçası bizim daha iyi bildiğimizi görüyorlar; Orta Doğu’da olanları, Afganistan’da olanları... Onun için bizi hiçbir dönem olmadığı kadar daha çok dinliyorlar. Ankara’ya geldiği zaman ABD Başkanları biz konuştuk, biz ona her şeyin doğrularını anlattık. Hepsi çok büyük bir can kulağıyla dinlediler, not ettiler. Ve bugün doğrusu ABD de Suriye ile ilişkilerini gidermeye başladı; yani bir zaman bize mani olmaya çalıştıkları şeyi bugün kendileri yapıyorlar. Afganistan’da aynı şekilde...

Türkiye’nin cazibesi öyle çarpan etkisi yaratıyor ki

10 SENE SONRA DÜNYADA İLK 10’DAYIZ:

Bütün bunlarla inanın Türkiye on sene sonra hiç kimsenin düşünemeyeceği hale gelecek. 2002 veya 2001 yılında Türkiye’nin 7-8 sene içinde bir trilyon dolarlık gayrisafi milli hasılaya geleceğine kim inanıyordu? Türkiye’nin hedefi dünyanın ilk onu arasına girmek. İnanın ki, bu olur. Çarpan etkisiyle oluyor bu işler. Yani bunlar birer matematik, iki, dört, altı, çarpan etkisiyle... Türkiye’nin cazibesi böyle sağa sola öyle bir çarpan etkisi yaratıyor ki... Ama bizim bir retorik havaya girmememiz lazım, yani biz on sene sonra şunu oluruz, bunu oluruz diye hamasete dayanan aşırı bir özgüven değil. İşe dayalı olmalıyız, üreteceğiz devamlı... AB ile olan ilişkilerimiz onlar ne kadar engel çıkartırsa çıkarsın o fasılların içinde ne varsa, biz bunları kendimiz yapmamız lazım.

Önce demokrasi ve hukuk ekonomi üstünde yükselir

AMA BU İŞLER MASA ALTINDAN İŞ VEREREK DEĞİL, HUKUKLA OLUR:

On sene sonra Türkiye hiç kimsenin tahmin edemeyeceği güce ulaşır. Önce bu gücün altında Türkiye’nin yumuşak gücü vardır, demokrasisi, hukuk devleti... Ekonomi, bunun üstünde yükseliyor. Hukuk devletini sadece insan hakları değil, geniş anlamda söylüyorum, haklının haksızın ayrılması, güven duygusu, bütün bunlar çok geniş anlamda hukuk düzeni diyorum. Ekonominin büyümesi bunun üzerinde olur, birisine masa altında iş yapıp, öbürüne de kural uygulama şeklinde değil. O bakımdan Türkiye’nin bu işlerde daha yapacağı çok şey var. Onu yapıyor. Tabii ki Türkiye’nin askeri gücü, bütün bölgede herkese istikrar dağıtan bir güç olarak görülür.

Bakarsınız biz de Norveç gibi oluruz

“FRANSA’da en çok neden rahatsız oldular biliyor musunuz, Türkiye’ye böyle engel çıkartan insanlar karşısında ben hiçbir zaman yalvarmadım. ‘Gerekirse biz Norveç gibi olacağız’ deyince, bunların hepsi rahatsız oldu. ‘Biz müzakere sürecini başarıyla bitirelim, siz bir şey yapmayacaksınız ki, biz yapacağız... Siz de bizi takip edin, biz yapalım bitirelim, biz bitirdikten sonra zaten referandum kararı aldınız, belki yok diyeceksiniz. o zaman da yük görürseniz yok deyin... Ama belki sizden önce biz Norveç gibi oluruz’ deyince, hepsi bir tedirgin oluyor. Niye tedirgin olacaksın, beni itiyorsun... Onun için biz yani her şeyi Türkiye’nin kendi içine bağlıyorum. Bizim hiçbir şeye takılmamamız lazım. Biz kendi söylediğimiz istikamette, bütün standartlarımızı yükseltecek kararlılıkla götürmemiz lazım. Bütün mesele bu.”

İmzalarını unutmuş AB ülkeleri var

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, ‘’ AB’dede üzülerek görüyoruz ki, bazı ülkeler ahde vefa duygusunu kaybetmişlerdir, birkaç sene önce atılan imzaları unutmuş gibi davranmaktadır’’ dedi. Gül, Bratislava’da düzenlenen Türkiye-Slovakya İş Forumu toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye’nin AB ile yürüttüğü üyelik müzakerelerine de değinirken, şunları söyledi:
“Türkiye, ‘Yarın AB’ye tam üye olayım’ çağrısı yapmamaktadır. Müzakere süreci içinde yapacaklarımız var. Bunu biliyoruz. ‘Biz bunları aşalım ve tamamlayalım. Bizim önümüze engel çıkartmayın’ demektedir, ama üzüntüyle görmekteyiz ki bazı ülkeler ahde vefa duygusunu adeta kaybetmişlerdir, birkaç sene önce atılan imzaları unutmuş gibi davranmaktadır. Bunlar büyük ülkelere hiç yakışmamaktadır. Bunlar hem birliğin hem de üye ülkelerin inandırıcılığını, prestijini sarsmaktadır. Slovakya’nın gösterdiği ilkeli tavrı ve desteğini takdir ettiğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.’’

Barışa büyük hediye oluruz

“TÜRKİYE AB’nin yumuşak gücünü (soft power) alıp taşıyan bir ülke haline geldi mi?” sorusu üzerine: Oraya geliyor. Çevremizde dolaştığımız ülkelerde herkes diyor ki, onlara ‘bizi örnek alın, şu ülkeyi örnek alın’ diyorlarmış. ‘Biz (onlara) Türkiye’yi örnek alıyoruz diyoruz’ diyor adamlar. Bunları devlet başkanları söylüyor. Ve gerçekten örnek alıyorlar. O bakımdan Türkiye’nin AB’ye üyeliği, AB’ye girişi dünya barışına en büyük hediyedir. Ben bunu her konuşmamda söylüyorum. Biz bu değerleri, bunlar yayılıyor çevremize, herkese... Bizim dolaylı yaptığımızı hiç kimse yapmıyor.

Bizde akıl fikir yok mu arkadaş

“TÜRKİYE’ye 19’uncu yüzyıldan bu yana reformların hep dıştan dayatıldığı” yolundaki görüşlerin hatırlatılması üzerine: Bana en çok hüzün veren şey ne biliyor musunuz, ya biz bu kadar adamız, bu kadar tecrübesi olan bir devletiz. Cumhuriyeti kuranlar onlar hepsi görgülü, bilgili, paşa insanlar... Eskiden gelen büyük bir birikim var, şimdi 86 yıl geçti, bu kadar siyasetçisi, ilim adamı, komutanı, işadamı olan bir ülkeyiz... Bizde akıl fikir yok mu arkadaş? Niye biz oradan buradan şey edeceğiz ki.

MAALESEF öyle bir konjonktür yaşıyoruz ki, yani stratejik meselelerde daralma var. AB, bu gidişle böyle devam etsin, on sene sonra dünyada dikkate az alınan bir grup, bir güç olur. On sene bugünkü politikasıyla devam etsin, on sene sonra global oyuncu olmaz.”

Merkel ve Sarkozy’ye dedim ki

“AB’de inanın ki o kadar kafa karışıklığı var, hayretler içinde kalıyorum. Ben Fransa Cumhurbaşkanı’na da söyledim, dedim ‘ya siz Avrupa’nın gücünün farkında değilsiniz’ dedim. Bunu herkese söylüyorum, Merkel’e de kaç kez dedim. Siz Avrupa’nın gücünün farkında değilsiniz. Bu kadar nasıl korkuyorsunuz, tedirginsiniz? Tabii ki problemler olacak, tabii ki inişler çıkışlar olacak. Bu kadar gücünün farkında olmayan bir birlik, hayretler içinde kalıyorum. Kendilerine bunu söylüyorum.”

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Genler çözülüyor, hastalıklar değişiyor

9/3/2009

Belirtileri veya fizyolojik ölçümler itibarıyla birbirine benzediğini düşündüğümüz ve yanyana kategorize ettiğimiz hastalıklar, genetik faktörlere bağlı olarak bambaşka nedenlerden dolayı ortaya çıkmış olabilirler. Mesela çocuklarda şeker hastalığına yol açabilen bir gen deformasyonu ilerleyen yaşlarda ortaya çıkarsa kalp rahatsızlıklarına yol açabiliyor.

Şu ana kadar insanlığın elde ettiği tıp bilgisi dahilinde benzer veya ‘aynı kategoride’ olduğu değerlendirilen hastalıkların hastanın genetik yapısından ötürü farklı faktörlerce tetiklenmiş olması söz konusu. Bu durumda eskiden ‘ayrı kategorilerde’ değerlendirilen bazı hastalıkları ise ‘aynı kategori’altında toplamak gerekebilecek. İnsan genomunun haritasının çıkarıldığı ölçüde bilimadamları hastalıkların da gen haritasını çıkarmaya çalışmaktalar.

Böylece tıp tarihinde ilk defa insan hastalıklarını kesin, eşsiz ve hatasız bir şekilde tanımlamak mümkün olabilecek. Geçen yıl ‘Moleküler Sistem Biyolojisi’ dergisinde yayınlanan makaleye göre bu araştırmalar sadece basit bir kategorizasyon veya hastalıkların sınıflandırılması çabası değil. Kamu sağlığının korunmasında ve yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde yeni bir devrimin eşiğindeyiz.

HASTALIKLARI TETİKLEYEN FAKTÖR GENLER Mİ?

Bilim insanlarının verdiği örneğe göre, söz gelişi iki farklı hastada, vücudun aynı bölgesinde meydana gelen iki ayrı tümör, patalojik olarak birbirinin aynısı gibi görünse de, iki ayrı hastanın gen ve protein seviyelerindeki farklılıkların bir sonucu olarak ortaya çıkmış olabilirler. Bazı göğüs kanseri türleri hali hazırda farklı hastaların bünyelerine bağlı olarak Her2 ve östrojen reseptörlerine göre farklı şekilde tedavi ediliyorlar.

Tümörlerin oluşum nedenlerinin anatomik dökümü gen seviyesinde ortaya çıkınca bunlara göre ilaçlar geliştirilmesinin de yolu açılmış olacak. Hastalıkların bu düzeyde yeniden sınıflandırılması sayesinde kamu sağlığının korunması ve salgın hastalıkların önlenmesi yolunda da yepyeni yöntemler geliştirmek mümkün olabilecek.

Uluslararası geçerlikte ilk hastalık sınıflandırılması 1850’lerde gerçekleştirildiğinde 140 farklı hastalık kategorisi tanımlanmıştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün düzenli olarak yenilediği ‘Uluslararası Hastalık Sınıflandırması’nda en son değişiklik 1993’te yapıldığında ise 12.000 değişik hastalık kategorisi sayıldı. Bir sonraki versiyon, yani 11.basım ise 2015’te yapılacak.

KİM HASTADIR? TEDAVİ NE ZAMAN GEREKİR?

18. Yüzyıl’a kadar hasta olduğunuza dair bir teşhis konulabilmesi için kendinizi rahatsız hissetmeniz gerekiyordu. Bugün ise insanlara ‘ölçüm ve test sonuçlarına’ dayanarak teşhis konuyor. Örneğin tansiyonunuzu ölçtürünceye kadar hiç rahatsızlık duymuyor olsanız da, yüksek tansiyon hastası olarak size teşhis konulabilir.

Diğer yandan, kendini bir şekilde rahatsız hissederek doktora başvuran insanlar ise ‘doktor bir teşhis koyana kadar’ hasta olarak kabul edilmiyorlar. Doktorlar arasında da bu konuda farklı görüşler mevcut. Mesela fibromiyalji, yani kronik yorgunluk hastalığı herhangi bir anatomik nedenle oluşmuyor ama bu hastalık gerçekten var.

Genler ise hastalıkların tanı ve teşhisinde bize yepyeni bir boyut kazandırıyorlar. “Moleküler seviyede gerçekleşen bazı bozulmalar hastalığa yol açabiliyor” bilgisini geliştirebildiğimiz ölçüde hastalıkların tanımlanması böylece kolaylaşmış olacak.

 

Haberler



Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Dans eden karadelikler!

9/3/2009

Dünyadan 5 milyar ışık yılı uzaklıktaki bir galakside keşfedilen ikili karadelik sistemi, aynı merkez çevresinde dönüyor ve merkezden sadece bir ışık yılının üçte biri uzaklığında (100 yıl) bulunuyor. Karadeliklerin her birinin kütleleri de 20 milyon ila bir milyar güneş kütlesine eşdeğer tahmin ediliyor.
Bilim adamlarının bu keşfi, "galaksilerin büyümesi ve gelişmesi sonucunda merkezlerinde kara delikler oluşmaktadır" varsayımını destekliyor. Bilim adamlarının teorisine göre, galaksilerin büyümesi ve birbiriyle kesişmesi sonucunda birbiri çevresinde dönen kara delikler sistemi oluşuyor. Haberde, Amerika Ulusal Optik Astronomi Gözlemevi (National Optical Astronomy Observatory) çalışanları Tod Boroson ve Tod Lauer’in, dünyadan 5 milyar ışık yılı uzaklıktaki ve alınan bilgilere göre, merkezlerinde kara delik bulunan iki farklı galaksinin kesişmesi sonucunda oluşan en parlak galaksilerden birine ait 17500 ışık tayfını incelerken, bugüne kadar rastlanmayan bu karadelikler sistemini buldukları kaydedildi.

Uzay bilimcileri, bu tür dönen ikili karadelik sistemlerine daha önce de rastladıklarını, ancak ilk defa bulunan sistemin teorik hesaplamalarla örtüştüğünü belirttiler. Amerikan uzay teleskobu Çandra’yla 2003 yılında keşfedilen ikili karadeliklerin arasındaki mesafe 3 bin ışık yılına eşitti ve pratik olarak izlenmesi olanaksızdı.

Uzay bilimcileri, bulunan bu karadelikler arasındaki mesafenin az olması sebebiyle birkaç yıllık gözlemleme sonucunda karadeliklerin yer değişimi ve yuttuğu enerji miktarlarına ilişkin bulguları saptayabileceklerini belirtti.

Haberler





Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kod adı "Sea Shell"..

9/3/2009

Asus CeBIT fuarında yeni bir Eee PC modeli daha tanıttı. "Sea Shell" kod adıyla da tanınan 1008HA, 10 inç büyüklüğünde, 2,6 cm kalınlığında ve 1,1 Kg ağırlığında.

Asus cihaz hakkında detaylı bilgi vermekten kaçındı. WLAN 802.11b/g/n ve Bluetooth'a destek verilirken, HSDPA ve WiMAX isteğe bağlı olarak temin edilebiliyor.

Bağlantı arabirimleri kapaklar aracılığıyla gizlenmiş, fakat iki adet USB 2.0 bağlantısının olduğu söyleniyor. Cihazın içinde Intel Atom N280 işlemci çalışıyor. RAM miktarı 1 GB. Sabit diskin büyüklüğü ise 160 GB. Asus pil süresi olarak 5 saati gösteriyor.

Fiyat ve bulunabilirlik hakkında bir açıklama yapılmadı.

Haberler


 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Vista SP2 RC sürümü hazır!

9/3/2009

Microsoft, bir süredir merakla beklenen Windows Vista'nın Service Pack 2'si için RC sürümünü, yani nihai sürüm adayını nihayet kullanıcılarına sunduğunu duyurdu. Yaklaşık bir hafta önce SP2 RC'nin yayınlanma tarihiyle ilgili olarak herhangi bir zaman dilimi açıklamayan ve sadece 'çok yakında' demekle yetinen Microsoft, bu haberimizi yayınladıktan yaklaşık 1 hafta sonra nihai sürüm adayını kullanıcılara sunmuş oldu.

Windows Vista dışında Windows Server 2008'i de kapsayacak olan SP2 RC ile ilgili Microsoft'tan yapılan açıklama ise şöyle: "Bugün itibariyle Windows Vista ve Windows Server 2008'i kapsayacak olan yeni Service Pack 2'nin RC sürümünü yayınlamış bulunmaktayız. Windows Updater'e ulaşmadan önce SP2'yi test etmek isteyen kullanıcılar, artık bu paketi sistemlerine kurabilecekler."

Geniş kapsamlı güncelleştirmeleriyle birlikte kullanıcılara sunulan yeni Service Pack 2 Release Candidate sürümünü indirmek için tıklayın.

Not: Henüz SP2 RC sürümü Türkçe desteği sunmuyor. Açıklamaya göre, kısa bir süre sonra aralarında Türkçenin de bulunduğu 31 dili destekleyen yeni bir dosya indirilmeye sunulacak...

 

Haberler



Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
adult travesti travestiler travesti siteleri toplist adult link travesti medyum sikis